
Name: Oguz, aka "Teos"
Bio: 09.1955 Merhaba Dünya / Hi to the World 12.2003 25 yıllık çalışma hayatından sonra emeklilik. After 25 years of working , retired in 2004. Karavancı gezgin ve amatör fotoğrafçı. Hala da öyle :-) ...... caravanner and amateur photographer since then ... Sponsorluk tekliflerine açık. All photographs copyrighted to Oğuz Sevim . All rights reserved. Tüm fotoğraflar Oğuz Sevim'e aittir, izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Posts by :
Karavanım …
August 28th, 2011Türkiye’nin ilk Mercedes Sprinter 313 cdi 4X4 Semi-integrated motokaravanı…
Her açıdan Hatay Müzesi
April 18th, 2011
Paleolitik Çağdan itibaren zamanımıza kadar her devrin çeşitli ve tarihi vesikalarını bünyesinde toplayan Hatay’da ilk kez 1932 yıllarında bilimsel kazılara başlanmıştır. Çalışmaların henüz ilk yıllarında bulunan çok sayıdaki eserlerden dolayı, Fransız idaresinde bulunan Hatay’da görevli, Antikiteler müfettişi M.Prost’un isteğiyle Antakya’da bir müze kurulmasına karar verilmiştir. Günün modern müzecilik anlayışına uygun olarak hazırlanan plan 1934 yılında uygulanmıştır. 1939 yılında inşaatı tamamlanan müzede, üç ayrı bilimsel kazıda bulunan eserler yer almaktadır.
Kaynak : www.muze.gov.tr



Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün / Doğadan …
April 8th, 2011 Bu gezim sırasında özellikle Ko Lanta adasında çektiğim kelebeklerden ve Tayland, Kamboçya, Malezya doğasından örnekler ….



Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün Ta Prohm / Siem Reap/ Kamboçya
April 3rd, 2011 Rajavihara olarak bilinen Budist tapınağı, 1186 yılında yapılmış ve Kral Jayavarman VII’nin annesine adanmış. Ormanın içinde olması nedeni ile ağaç kökleri tapınağın içine kadar girmiş. Anjelina Jolie’nin Lara Croft olarak rol aldığı Thomb Raider filminde de mekan olarak kullanıldı. Ana tapınağın dışında
diğer alanlar zaman içinde yıpranmış ve yıkılmış.
Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün Angkor Thom / Kamboçya
March 28th, 2011 Kral Jayavarman VII (1181-1219) zamanında yapılmış 10 km2 lik bir alana yayılmış tapınaklar grubu Angkor Thom olarak adlandırılıyor. Bu tapınaklar grubu civarında o dönemde bir milyonluk bir nüfusun yaşadığı tahmin ediliyor. Ana yapılar, Bayon ve Baphuon. Fil terası ve saray da harap olmalarına rağmen varlıklarını sürdürüyor.

Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün Tonle Sap gölü / Kamboçya
March 21st, 2011 Yorucu Angkor Wat turumuzu bitirdikten sonra biraz da dinlenmek için Siem Reap yakınındaki Tonle Sap gölüne gittik.
Genellikle Vietnam’lı göçmenlerin yüzer evlerde yaşadığı ve balıkçılıkla geçindikleri ilginç bir bölge.

Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün Angkor Wat / Kamboçya
March 21st, 2011 4 günü Bangkok’ta geçirdikten sonra Bangkok Airways ile Siem Reap’e geçtik. Siem Reap, Angkor Wat’ı ziyaret etmek için en uygun konaklama kenti.
Bangkok- Siem Reap bilet ücreti 2 kişi için 10660 Baht. Yaklaşık 355 dolar. Elbette karadan geçiş de mümkün, ancak o kadar pratik değil. Bangkok’tan Kamboçya sınırına gelip, Siem Reap’e geçmek mümkün. Ancak arada indi bindiler, valiz taşımalar, simsarlarla uğraşmak, vize için uğraşı, zamn kaybı, bilmediğiniz bir dilde insanlara laf anlatmaya çalışmak yerine bütçeden biraz fedakarlık yapıp uçakla gitmek daha mantıklı geldi bize. Türkiye’de iken aldığımız e-visa ile çok rahat bir giriş yaptık Kamboçya’ya. Kişi başı 25 dolar ücretle
2 günlük süre içinde vize almak mümkün. Çok pratik bir çözüm. Alternatifi Kamboçya’ya gittiğinizde havaalanında vize almak, ancak turistik bir yer olduğu için alandaki kuyruklar uzun oluyor.
Siem Reap’te Angkor Pearl otelinde kaldık. Bangkok’taki otel ücretinin yarısına oldukça şirin bir oteldi. Özetle gecelik 25 dolar. http://www.angkorpearl.com/
Siem Reap bölgesinde mutlaka gezilmesi gereken 4 ana grup tapınak var. Birincisi tabii ki Dünya Kültür miras listesinden Angkor Wat. Diğerleri Ankgor Thom, Ta Prohm ve Banteay Kdei.
Bu bölge için en az 4 gün ayırmanız gerekiyor. Sadece Angkor Wat’a 2 kere gitmeniz gerek. Gün doğumu ve gün batımı saatlerinde. Tüm tapınakları gezmek için almanız gereken 3 günlük bilet kişibaşı 40 dolar.
İlk ziyaretimizi geldiğimiz 08/01 öğleden sonrası gün batımı için Angkor Wat’a yaptık.


Gündoğumu :
[ad code=1 align=center]
Her açıdan Uzak Doğu’da 72 gün Bangkok / Tayland
March 21st, 2011 Merhabalar,
Geziyi kaleme almak benim için o kadar zor ki, fotoğraf çekmek bana çok daha kolay geliyor.
Neyse başa gelen çekilir
Daha önce 2003′te bir hafta ve 2007′de 45 gün geçirdiğim Tayland’ın bende
özel bir yeri var. Farklı kültürlerin miraslarını fotoğraflamaktan büyük haz alıyorum.
Gülen insanların ülkesi diye tanımlanan Tayland’ı bu kadar sürede yeterince tanıdığımı zannediyorum.
Gitmeden önce ciddi bir araştırma süreci yaşadım. Aklımda Tayland, Vietnam,Laos ve Kamboçya vardı.
Vietnam vize istediği için daha sonra vazgeçtim. Fotoğrafçı gözü ile bakınca Vietnam’ın doğal yapısı
diğer komşu ülkelerden çok farklı değil. Laos da bizim onlara uyguladığımız vizeye misilleme olarak,
vize uygulamaya başlamış. Laos’dan da vazgeçtim. Çok sakin, kültürel ve doğal güzellikleri ile ünlü bu
ülkede aklım kalmadı değil. Dolayısı ile elimde vize uygulamayan ya da vize alması kolay ülke olarak
Tayland, Kamboçya ve Malezya kaldı.
4 Ocak 2011′i seyahate başlangıç tarihi olarak seçince, sırada uçak biletini almak ve iyi bildiğim
Bangkok’ta 4 günlük otel rezervasyonunu yapmak ilk aklıma gelenler oldu. THY ile direkt uçuş olmasına
sevindim açıkçası, çünkü daha önceki yolculuklarım Dubai üzerinden aktarmalı olunca 14-15 saat uçmak
gerekiyordu. Bu sefer direkt uçuşla 8 saatte Bangkok havaalanı Suvarnabhumi’ye gitmek hiç de yorucu olmadı.
Otelimi, Bangkok’un merkezi sayılan Phetchaburi caddesinde seçtim. 2 kişi kahvaltı dahil 50 dolar ücret
ödedim. http://www.firsthotelbangkok.com/
Bangkok için ayırdığım 4 gün, bundan sonraki rotayı belirlemek için de iyi bir fırsattı.
Aklımda ilk olan, en kısa zamanda Kamboçya’da, Dünya Kültür mirasında önemli bir yeri olan Siem Reap’teki
Angkor Wat tapınaklarını görmekti. Kamboçya vizeyi internetten veriyor. Kişi başı 25 ve taranmış bir
fotoğraf yeterli oluyor. 2 gün içinde vize, email olarak geldi. http://www.mfaic.gov.kh/evisa/Default.aspx
Bangkok’ta kaldığım 4 gün içinde aklımda sadece Grand Palace’ı tekrar görmek vardı. Bangkok, inanılmaz
canlı bir şehir. Banliyöleri ile beraber 12 milyon insan yaşıyor. Şehrin her tarafına Sky Train için
yapılan üst yollar, estetik mi değil mi açıkçası karar veremedim. Hemen hemen şehrin tamamında yollar iki
katlı diyebilirim. Ona rağmen trafik inanılmaz yoğun. Trafiğin soldan aktığı caddelerde motorlar,
tuk tuklar, taksiler, hususi araçlar bir biri ile yarışıyor. Egzost dumanı had safhada. Tuk tuklar çok
cazip olmasına rağmen bu trafikte kullanmak pek akıl karı değil. Benzinin litresi 30-35 Baht.
30 Baht yaklaşık 1 dolar hesabı ile 1 dolar civarında. Dolayısı ile taksi ( istediği kadar dolaştırsın)
çok pahalı değil. Sadece havaalanı taksileri diğer büyük şehirlerde olduğu gibi pahalı sayılır. Şehirden,
otelin ayarladığı taksi 370 Baht’a giderken, ülkeye ilk geldiğinizde alandan şehire 500 Baht civarında
tutuyor. Merkeze yaklaşık 40 km lik bir yol.
İlk günü dinlenmekle geçirdikten sonra, sıra Grand Palace’ı ziyarete gelmişti. Saraya girişte kıyafet
zorunluluğu var. Şort ile, ve bayanlar omuzları açık bluz ile giremiyor. İlk girişte kapalı kıyafet
verdikleri bir salon var. 1000 Baht depozite ile uzun pantolon ve uzun kollu gömlek veriyorlar, çıkışta
kıyafetleri iade edip depozitoyu alıyorsunuz. Saraya giriş kişi başı 350 Baht.
Görülecek yerler:
- Grand Palace
- Khao San road
- Royal Barges National
- The Golden mountain – Wat Saket
- Wat Po ( Reclining Budha)
- Wat Arun ( The Temple of Dawn
- Jim Tompson House
- Dusit Zoo
- Ancient city
- Floating market
- China town
- Siam Paragon
- Siam Center
- MBK
- Chatuchak Weekend market
[ad code=1 align=center]
Her açıdan Petra Antik kenti / Ürdün
November 28th, 2010 M.Ö. 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler’e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. M.S. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. Petra’nın ilk yapın amacı tarihçiler tarafından bulunamamıştı. Ancak yapılan son araştırmalarda Petra’nın altında gizli gömülü bir bölüm olduğu ve bu bölümün kral mezarları olduğu araştırmalar sonucunda kesinleşmiştir.
Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev, gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El-Khazna ve Roma döneminde yapılan amfitiyatro en bilinen yapılardır.
1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından kent tekrar bulunmuştur. 6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilmiştir. Peru’da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir.
7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir.
Kaynak: wikipedi
[ad code=1 align=center]
Her açıdan Rumkale
May 19th, 2010Rumkale şehrinin kuruluşu İlk çağlara dayanmaktadır. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri buraya yerleşildiği, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.Ö. 855′te zapt edildiği bildirilen “Şitamrat” olduğu kabul edilmektedir. Fakat esaslı olarak M.Ö. 9. yüzyıl sonlarında Geç Hitit döneminde tahkim edildiği zannedilmektedir. Rumkale, M.Ö 9 yy. ortalarından itibaren Asur, Med, Pers, Roma ve Arap medeniyetlerinin yönetiminde kalmıştır. Günümüzde ayakta kalan mimari kalıntılar, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır.
Rumkale, çevresinden ve Ortaçağ ulaşım yollarının kesişme noktasında olduğundan dolayı Edessa Kontluğu’nun bölgesinde Ortaçağın en önemli kalesi olarak görülmektedir. Varlığı kesinlikle daha öncelere dayanan ve hala ayakta olan kalenin 1112 yılından sonra Ermeni Kurtig’in (Goğ Vasil) ele geçirmesiyle beraber kayıtları bulunmaktadır ve Kurtig’in ölümünden sonra 1116 tarihinde Frankların himayesine geçmiştir.
Ancak adı, Haçlı kontu Baudoin’in 1116 yılında Ermeni Goğ-Vasil’den şehri teslim almasıyla duyulmuştur . Haçlılar tarafından 1148 yılında Ermeni Katolikosu III. Grigor’a satılmış (15.000 Tahegan’a) ve kale bu tarihten itibaren 1292 yılında Melik Eşref tarafından fetholuncaya kadar Ermeni Katolikosluğu’nun merkezi olmuştur. Çevresi bütünüyle Müslümanların denetimine geçmesine rağmen, yıllarca Ermenilere merkez olma özelliğini muhafaza etmiştir.
13. yy’ da Rumkale’de bir çok Yakubi bulunmaktaydı. Yakubiler kaleyi patriklik makamı olarak seçmiş, Yakubi azizi Barşavma Rumkale’de kendi adına bir manastır inşa ettirmiştir. Patrik 3. Ignace öldükten sonra Rumkaleli rahip Yakub 1283′te yeğeni Philoxenos’u patrik olarak atamış; patriğin Barşavma’da 1292′de ölmesiyle Yakubi Patrikliği çökmüştür.
Moğolların Anadolu’yu istilası sırasında Rumkale’de yaşayan Ermeni ve diğer Hıristiyan unsurlar, Moğolların yanında yer aldılar (1260). Rumkaleli Rabban Simeon gibi tabipler, Hülagu’nun hizmetine girerek sağladıkları nüfuslarını kendi şehir ve kiliselerinin menfaatlerine kullandılar.
Bu olaylar yaşanırken, Rumkale, aynı zamanda Memluklu saldırılarına da maruz kalmıştır. Memluklu hükümdarı Kalavun zamanında Baysarı’nın kumandasındaki Mısır ordusu Suriye güçleriyle birleşerek 19 Mayıs 1279′da Rumkale üzerine yürümüş ve Fırat nehri üzerinde ordugah kurmuştur. Katolikos’a elçi olarak biri Arap, diğeri Ermeni iki kişiyi gönderdiler ve Katolikos’tan kaleyi teslim etmesini, rahipleriyle birlikte Kudüs’e veya Kilikya’ya çekilmesini istediler. Katolikos bu teklifi kabul etmeyince, Memluklular yerleşimin Ermeni kesimini yağma ettiler. Ardından yerleşim iç kaleye çekilince, Memluklular Rumkale’yi terk etti. Rumkale, İlhanlıların müstahkem bir mevkii ve onlarla işbirliği yapan Ermenilerin katolikosluk merkezi olarak kaldı.
Memluklular daha sonra El-Eşref Halil zamanında (1292) Rumkale’yi ikinci defa kuşatıp şehri ve kaleyi ele geçirerek Ermeni katolikosluğuna son verdiler. Sonrasında Rumkale sultanın emri üzerine Suriye naibi Sancar Şuba tarafından tamir ettirildi ve Kal’at el-Müslimin adıyla hudut kalesi olarak teşkilatlandırıldı. Rumkale Memluklular zamanında yeniden uç kalesi olarak kullanılmışsa da, eski parlak dönemini bir daha yaşamamıştır.
Memluk sultanı bölgeyi savaşlarda Memlûklulara yardımcı olan Türkmen beylerinin idâresine verdi. Rumkale civarı yarım asır kadar Halep valisine bağlı olarak Türkmen beyleri tarafından idâre edildi. Daha sonra da Dulkadiroğulları’nın eline geçti. Melik Eşref, zafer mektuplarında ve Halep kalesi kitabesinde, “Rumkale’nin fethiyle, bütün Doğu Anadolu ve Irak’ın kapılarının kendisine açıldığını” yazmış, “Allah’ın izniyle doğudan batıya kadar bütün ülkelerin sahibi olacağız” ifadesine yer vermiştir.
Timur Han, Rumkale’yi zorlu bir muhasaradan sonra Memlûklulardan aldı(1400). Berkûk’un vefâtı ve Timur Han’ın geri çekilmesi üzerine bölge, Türkmen beylerinin hakimiyet kavgalarına sahne oldu. 1404 yılında Rumkale’de bir Memluk nâibi oturuyor, bölgede yaşayan Köpekoğullarının idâresindeki Avşar boyuna mensup Türkmenler de zaman zaman onlara yardımcı oluyor, bazen de Memluklarla savaşıyorlardı. Yerleştirilen güvercinlerle doğu hudutlarından ta Mısır’a ulaşan Memluklu haberleşme ağında önemli bir nokta ve hudut kalesi olarak tahkim edilen Rumkale, zaman zaman iktidârı kaybeden Halep nâiblerinin sığınak yeri olmuştur. Bütün bu kargaşa ortamına rağmen Rumkale, şehri ziyaret eden İbni Arabşah ve Halil Zahirî gibi seyyah-yazarların övgülerine mazhar olmaktan da geri kalmamıştır.
I.Selim 24 Ağustos 1516 günü Mercidabık’ta Memlûk ordusunu yenerek Rumkale de dahil olmak üzere, Haleb’e tabi bütün kale ve şehirleri, Osmanlı ülkesine kattı. Her birine hakimler ve kadılar tayin edilip Osmanlı nizamının uygulanması sağlandı.
Kaynak : www.rumkale.org
[ad code=1 align=center]













































































































































